Tem 14
Büyüyemedim gitti. Okuduğum okul, yaptığım iş, yaşım, boyum hiç biri değer görmedi. Yıllar yılı okuduğum kitaplar, meslekî bilgim vs. hepsi karşımdaki insanın menfaati söz konusu oldu mu? Kocaman bir sıfır! Kişiliğimin bir faydası olmadı menfaatçi insanlara… Halen küçük bir çocuğum onlar için, sömürülmesi kolay bir çocuk!..
Sebep mi? Sebebi benim! Kendimi kontrol edemeyişimdir sebep… Ama şu iş dünyasında veya hayatta arkadaşa eşe dosta kimseye güvenemeyecek miyiz artık? Ben On sekiz yaşıma girdiğimde her şey tamam büyüdüm sanmıştım. Bey olacağım demiştim. Evet bey oldum! Ama sözde…
Özünde gördüğüm muamele ise bir çocuğa yapılandan farksız. İnsan anne babasının gözünde hiç büyümezmiş, hep çocuk kalırmış… Ama diğer insanlarda çocuk muamelesi yapmaktan vazgeçmeyecekler! Bütün bunların sebebi benim! Biliyorum karşıdakinin ne olduğunu ama yüreğimin sesine, merhamete veya saflığıma veriyorum… Müdahale edecek olsam daha da batırıyorum! Ben ne zaman yüreği yaşı büyük biri gibi olursam o zaman hayatta ipleri elime almış olurum.
Bu şekilde hayat çok bunaltıcı… Dertsiz başa; dert! Bana acı veren şey bu ve buna benzer durumlardan kurtulmak eldeyken, kendime bir dur diyememek! Ailemden, arkadaşlarımdan veya iş çevremden yüreklerinin sesine kulak vermelerini sağlamam çok zor biliyorum.
Aklı hür, vicanı hür daha mı iyi oldum? Artık arkama dönüp yüreğimin kararını verdiği olayların sonuçlarına göre bir muhasebe yapmam gerekecek… Önce can, sonra canan demem gerek! (Herkesin yaptığı gibi…) Ama bunu söylemem gerek diyorum, bencil olmanın anlamı yok yinede! Bu doğru olan ama benim için zor olacaktır. Geleceğim bana amade… Geleceğime vicdanımın sesiyle şekil verdikçe kaybetmeye mahkûm olacağım. Kandığım tek şey onurum ve insanlık olacak. Buna enayilik deniliyor günümüzde ama bende başka bir insan olamam ki?
Eki 24
Daha dündü, tanımadığım bir insanla iletişim kurmaya çekindiğim gün… Hayattan korktuğum, geleceğin bana karamsar bir haz verdiği zamanlar çoktan geride kaldı. Zaman öyle bir öğretmendir ki; kimsenin öğretemeyeceği kalıcı olanı öğretendir. Öğretebilene bir ihtiyaç, öğrenmeye çalışına bir imkândır. Değeri çok büyüktür, kıymetini bilmek gerekir.
Konumumuz ne olursa olsun, tutunamadığımız şu hayattan şikâyet etmek ne kazandırıyor bize? Üşengeçliğimiz, zamanımızı öldürme merakımız, insani yapımızın kompleksinden kaynaklanıyor. Zamanımızın darlığından, yoğunluktan ve çalışmaktan şikâyetçi olduğumuz kadar zamanımızı öldürme konusunda da geri kalmıyoruz. Kıymetini ancak yine zamanla başımıza gelen, saniyeler yüzünden kaçırdıklarımız, yetişemediklerimiz ve belki de kaybettiklerimizden öğreniyoruz. Zamanın değerini bize yine zaman öğretiyor. Bazen ilkokul öğretmenimiz veya bir büyüğümüzün dediği gibi her şey bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıkan nasihat oluyor. İnsan erdemli olmadıkça, istemedikçe kendisine bir şey katamaz, gelişemez… Yaşam şansı çok az olan hastaları bile kurtaran şey; verdikleri savaş ve bu savaşı kazanma arzusudur. İnsan istemedikçe en büyük öğretmen olan zaman bile öğretmez, bir şey katamaz, dünden bugüne…
Zamanla tanıdığımız ve belkide hayatta bizi en çok yıpratan şey, beklediğimiz davranışların beklenmedik kişiler tarafından gerçekleştirilmesidir. Zaman bize hayatın tecrübe kaynağı, insanları ve evreni tanıyıp kavrayabilmemizi sağlayan bir fırsattır. Okulda öğretilmeyen; bize hayat ve tecrübesini kazandıran zamandır. Ama kırk beş yaşına gelmiş yine de yedi yaşındaki bir çocuğun yapamayacağı hatalı yapan ve geçen zamana rağmen bir ders çıkaramayan o kadar çok insan var ki…
İnsanın zamanın değerini öğrenebilmesi için bu yazıyı okuması veya bir şeyleri kaybetmesi, kaçırması gerekmiyor. Biraz istek ve oturup derin derin düşündükçe ileriye en büyük yatırımı yapacağımız zamanın değerini öğrenmek, belki de herkes için büyük bir yatırım olur. Değil mi?
Tem 02
Dün akşam gece geç saatlerde haber sitelerindeki başlıklara göz atarken; bir manşet gözüme çarptı. “Terim’in maaşına rekor zam” diye bir başlık atılmıştı.
Bu zam ne ola ki? Diye düşünüyorken, haberin ayrıntısına geçtim. Meğer bu Fatih TERİM ayda 143000 YTL maaş alıyormuş. Ben buna şaşırıyorken, Futbol federasyonu kendisine %100 zam yapmış! Bu artık Terim’in aylık 286000 YTL alacağı anlamına geliyor. Gözüme paranın çokluğu batmıyor.
Çünkü bu para çok dediğimizde, diyecekler; “Bu adamın ülke tanıtımına ne kadar katkısı oluyor sen bilmiyorsun!” Biz çalışalım, çabalıyalım. Devlet her aldığımız ve sattığımız üründen KDV ‘yi gözümüzden çıkarsın, terimde yan gelip yatsın ayda 286000 YTL alsın. Olur mu?
Aslında haberin detayını okuyunca anladım ki; basınımızda yöneticilerimizde beş para etmiyor. Yarı finale yükselmeyi gözümüzde büyüttüler de büyüttüler. Bizim gibi bir takım yok, bilmem ne… Kaç insan öldü milli takımın zaferleri yüzünden biliyor musunuz? Şimdi futbol güzel bir olay, fakat biz kaldıramıyoruz. Eğitime ve Öğretime yapılacak katkı mı ülkeye daha faydalı olacak yoksa, Terim’e harcanan bu servet mi?
Şöyle bir baktığımızda asgari ücretle geçinen, köle gibi çalışan insanlar bu yazıyı yazdığım günün koşullarına göre ayda 638 YTL alıyorken şu adam yan gelip yatacak, bizim verdiğimiz vergilerden keyfine bakacak. Ondan sonra benim emekli dedem de emekli kuyruğunda 3 kuruş maaş için sürünecek!
Sağ olsun bizim basınımız sanki devlete düşman gibi. Yaptığı haberler, yayınlar gündemi meşgul etmek ve ortalığı karıştırmak için bire bir… Yok terim istafa edecekmiş, artık imparator yok takımın başında diyerek adamı yükselttiler, yükselttiler sonra adam %100 lük zammı cebine koydu 2012 yılına kadar ayda 286000 YTL ile keyfine bakacak. Avrupanın hangi takımına gitseydi 2012 yılına kadar ayda o kadar parayı alacağını kim ona garanti edebilir di ki? İşini garantiye aldı kısaca. Terim gibi bir “devlet memuru” olmak yok herhalde… Ne denir bilmiyorum ki? Yorumu size bırakıyorum…
ilgili haberi okumak icin tiklayiniz.
Son Yorumlar